top of page
  • Aslı R. Topuz

İsrail: Tanrı'dan Otonomluğumuza Düşen Gölge

İsrail’in son aşamada Gazze’ye, onyıllardır ise Filistin’e ve dünya politikasına yaptıkları (1) dikkate alındığında, felsefeye olan inanca da büyük darbe vurduğu görülür.


Hümanizm projesi, felsefenin önemli dönüm noktalarındandı. Birçok insan hümanizmin anlamını “insan sevgisi” veya ondan ibaret zanneder. Bu yanlıştır. Hümanizm esasında dinlere bir meydan okuma ve Tanrı’ya bir mesajdı: “İnsan olarak dinlerin, özelde ise Hristiyanlığın tesis ettiğinden daha iyisini başarabilir; daha iyi bir varlık kavrayışı, daha iyi politik, hukuki, etik, estetik ve eğitimsel sistemler ortaya koyabiliriz, en azından deneyebiliriz.”


Hümanizm güçlü bir duyguydu; insanların Tanrı’dan, dinlerden hiç yardım ve buyruk almadan, kendi sorunlarına kendilerinin nasıl cevaplar, çözümler getirebileceğine dair merak ve devamında bunun ihtimaline, imkanına duyulan heyecan. Bu arzu ve heyecanın gerisinde dinin insan yaşamına refah ve emniyet getirmedeki başarısızlığı, tiranların zulmüne karşı insanları koruyamamış olması da yatıyordu elbette. İnsanlar dine, özelde Hristiyanlığa karşı duydukları kalp kırıklığı ve güven kaybıyla kolları sıvayıp, bu kez sadece kendi yetilerine güvenerek bir insanlık tesis etmeye giriştiler: Tanrı’nın tesis ettiği insanlığa karşı, insanın tesis ettiği insanlık. Bir nevi Tanrı’ya karşı otonomi davasının doğuşu, insanın Tanrı’yla politik bir ilişkiye de girişmesi. Bakalım kim daha iyi bir dünya kuracaktı.


Hümanizmin “insan sevgisi” gibi bir tanıma indirgenemeyeceğine işaret ettikten sonra, bu kavramı daha net tanımlayacak olursak:

14.yüzyıldan 19.yüzyıla kadar hümanizm dar ölçekte şu anlamlarda kullanılmıştır:

1) Klasik yazarların eserlerine dayanan ve gramer, retorik, tarih, şiir ve ahlak felsefesi üzerinde yoğunlaşan bir eğitim programı;

2) İnsani bakış açıları, ilgiler ve merkeziyet noktalarına bir bağlılık;

3) İnsan deneyiminin temeli olarak insan aklına ve insan otonomisine inanç;

4) Gerçekliğin keşfinde ve insan toplumunun inşasında tek doğru aracın akıl, şüphecilik (scepticism) ve bilimsel yöntem olduğuna inanç;

5) Etik ve toplumun temellerinin ahlaki otonomi ve ahlaki eşitlik olduğu inancı. (2)

19.yüzyıldan itibaren ise, yukarıdaki beş anlama ek olarak hümanizm; varoluşçuluk, Marksizm ve pragmatizm gibi felsefi sistemlerdeki insanın eşsizliğine, bilimsel yönteme, akıl ve otonomiye güven tezlerine işaret etmek için kullanılmıştır.


Dolayısıyla, hümanizmi daha iyi anlayabilmek için şu iki yol ayrı ayrı veya birlikte izlenebilir:

a) Tarihsel dönemler aracılığıyla klasik hümanizm, Rönesans hümanizmi, Aydınlanma hümanizmi gibi bölümlemeler yaparak, b) Hümanizmi belirli bir filozof ya da felsefi hareketle ilişkilendirerek; Heidegger hümanizmi, varoluşçu hümanizm, Marksist hümanizm, faydacı hümanizm gibi.


Hümanizmi hangi yöntemlerle kavramaya çalışırsak çalışalım, sonuçta şu esas hiç unutulmamalıdır: Hümanizmi doğuran tema, “aşkın kutsal düzene itiraz ve Tanrı’ya karşı otonomluk iddiası”dır.


Peki hümanizm bir rüya, iddia ve proje olarak ne kadar başarılı oldu? Otonom insanoğlu olarak Tanrı’dan daha iyi bir sistem kurabildik mi? Doğamızı, sınırlarımızı aşabildik mi? Dünyada cenneti yaratabildik mi? Cevabı elbette tartışmalı olacaktır. Ancak İsrail Devleti’nin

-oluşum biçimi, ideolojisi ve rejimine,

-halihazırdaki sözde en medeni ve güçlü birkaç devletten aldığı silah yardımı, finans ve politik desteğin yarattığı hüsrana, ve

-bu hüsranı 21.yüzyılda yani iki dünya savaşı gibi yakın ve büyük tecrübelere rağmen tekrarlıyor oluşumuza bakacak olursak; İsrail’in hümanizm felsefesine de büyük bir darbe vurduğunu söyleyebiliriz.


Günümüzde çoktan teşkil olmuş olan soykırım ve insan hakları literatür ve farkındalığına, insan onur ve güvenliğini hedef alan her tür zulme karşı çoktan tesis olmuş uluslararası hukuk kavrayışına, sözleşmelere, BM gibi kurumlara, insan hakları organizasyonlarına ve dünya kamuoyu ve vicdanına rağmen önlenemeyen, sistematik, onyıllara yayılmış, şımarık, narsist, küstah, tüm insanlığı-hepimizi aşağılayan bir soykırım yaşanıyor. Tanrı’dan ve dinden otonomluğun yani hümanizmin kalesi Batı ise, en başından beri dinci, ırkçı ve soykırımcı İsrail’e sahip çıkıyor. İnsanoğlunun iyiliğe, barışa, refaha en kabil olduğu bir tarihsel olgunluk döneminde, hem bunlara hem de Tanrı’dan otonomiye en kabil ve iddialı ülkelerin aynı anda İsrail zulmüne en sahip çıkan ülkeler olması paradoksu, hümanizm felsefesi adına bir utanç ve mağlubiyettir.


Notlar:

1) Otoriter rejimlere casus yazılım satması gibi. İsrail’in siber istihabarat firması NSO tarafından geliştirilen ve Mısır, Azerbaycan, Hindistan, El Salvador gibi birçok otoriter rejime hatta Almanya ve Fransa gibi demokratik rejimlere de satılan Pegasus Spyware casus yazılımı gibi. Bu tür yazılımlar muhaliflerin izlenmesine, baskılanmasına, hatta ortadan kaldırılmasına yarıyor. Tüm dünyadaki politikacılara ve başka nüfuzlu kimselere seks görüntüsü türünden şantajlar yapması (Epstein Dosyası) ve benzeri diğer ajanda ve faaliyetleri de İsrail’i tüm dünya için bir güvenlik sorunu haline getiriyor.

2) Luik, C. John (1998). Humanism. Routledge Encyclopedia of Philosophy, Version 1.0, London and New York: Routledge.


Yazar: Aslı R. Topuz


26 Kasım 2023

Comments


Post: Blog2_Post
bottom of page