• Aslı R. Topuz

Kral Oidipus

Özellikle insan bilimleri alanlarında çalışanların daha lisansta bile ilk ve en önemli öğrendikleri şeylerden biridir: Kavramları, terimleri çok dikkatli kullanmak, kendi tanımları dışında kullanmamak. Kavram ve terimlere, onları çağrıştıran kelimelerle eş veya yakın anlamlı kelime muamelesi yapmamak, onları günlük hayatta kullanılan bazı kelimelerle karıştırmamak...


Mesela felsefi olarak “yabancılaşma” denince, “yabancı” kelimesinden çıkarım yapmaya, kavramı oradan tahmin etmeye, birşeylere benzetip tezahürünü kafamızda canlandırmaya ve sonra onu olur olmaz durumlara yakıştırmaya çalışırsak hata yaparız. Örneğin “yabancılaşma” birşeyden soğuma, ona yabancı hissetme gibi anlamlara gelmez. Bu yorum makul veya doğal bir çıkarımmış gibi görünse de tamamen yanlıştır. Felsefi olarak “yabancılaşma”, Karl Marx’la özdeşleşmiş, dolayısıyla kendi müstakil bağlamıyla öğrenilmesi gereken bir kavramdır. (1)


“Radikalleşme” de böyle. Mesela siyahi bir politik aktivist, feminist, düşünür ve akademisyen olan Angela Davis’e göre “radikal”, problemleri kökenlerinden kavramaya çalışan kişi demektir. Günümüzde kendisi artık ayrı ve oldukça ihtisas gerektiren bir bilimdalı haline gelen radikalleşme bilimine göre ise radikal kimse, terör faaliyeti gerçekleştirmesine veya terörizmi desteklemesine yol açabilecek fikir veya görüşlere sahip kimse demek. Ve kabul gören radikalleşme süreci modellerine göre, kişi veya kişilerin radikalleşmesi için “ihtiyacın aktivasyonu, ideolojik anlatı ve network” gibi en az üç temel öğe gerekiyor. (2)


Doğru bilimsel tanımlarına baktığımızda, ne Hizmet Hareketi mensuplarının “radikal” olduğunu, ne de yaşadıkları sürecin “radikalleşme” olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte, gündemdeki “Cemaat radikalleşiyor mu?” tartışmasını gözlemlediğimde, beni oldukça rahatsız eden, hatta endişeye sevkeden şu durumla karşılaştım: Kavram, bilimsel tanımından koparılarak, gerektirdiği kritik hassasiyetten uzak biçimde, birçok başka olgu yerine kullanıldı/kullanılıyor. Tartışmalar esnasında insanlar, post travmatik stres bozukluğuna işaret eden durumlardan, devlete güven kaybının ifade edildiği durumlara, mağdurlar arasında yagınlaşan argo kullanımından, Derin Devlet hakkındaki haklı paranoyaya, yine haklı olarak Muhalefetin davranışlarına şüpheci yaklaşmaktan, “Helalleşme/Affetme” gibi konulardaki fikir ayrılıklarına kadar gelişigüzel her olguya “radikalleşme” etiketi yapıştırdılar. Bir süre sonra herkes onaylamadığı davranış biçimlerini “radikalleşme” örneği olarak sunmaya başladı.


Bu durum beni neden endişelendiriyor? Birincisi, radikalleşme gibi gerçekten oldukça özen isteyen bilimsel kavramların neredeyse magazinsel biçimde bu kadar disiplinsiz tartışılması, topluluğun entelektüel seviyesinde avamlaşmaya, keyfiliğe, kalite kaybına yol açıyor. Hemen herkesin her konuda kendini hüküm belirtme ehliyetinde görmesi, daha doğrusu buna yol açacak şekilde herkesi içine çekerek yaygınlaşmaya başlayan, neredeyse popülist ve medyatik bir tartışma şehveti; tüm topluluğun entelektüel kalitesi, alışkanlıkları, hassasiyetleri için bir risktir. Adeta bilimi ve sosyal bilimcilerin prestijli olmakla birlikte akredite olmamış, hakemsiz yayınlarda bile tartışmaya çekindiği içerikleri, reality show ortamlarını çağrıştıran platformlara indirmektir.


İkincisi, kavramın ehil olmayan kişilerin eline ve ait olmadığı düzlemlere düşürülmesi, bazen düzeltilmesi yıllar sürecek yanlış öğrenmelere, dezenformasyona, propaganda ve imaj kazalarına yol açabilir. “Kehanetlerin oldukça çirkin ve sinsice kendilerini gerçekleştirme biçimleri vardır.” Kral Oidipus söylenini duymuşuzdur. Bir kahin, Oidipus’un babasına daha o doğmadan bir oğlu olacağını ve kendisi ölünce yerine geçip karısıyla (yani öz annesiyle) evleneceğini söyler. Bu ensest ilişkiden çok korkan kral, doğar doğmaz oğlu Oidipus’un öldürülmesini emreder. Ne var ki, onu öldürmekle görevli kişi bebek Oidipus’u öldürmeye kıyamaz ve onu başka bir krallığa kaçırarak evlatlık verir. Oidipus, bebekken getirildiği ve gerçekte kim olduğunu kimsenin bilmediği bu krallıkta, çocuğu olmayan kraliçe tarafından evlat edinilir ve sarayda büyür. Yetişkin bir erkek olduğunda, bir kahin Oidipus’a öz annesiyle evlenip kral olacağını söyler. Bu kez de Oidipus bu ensest trajediden korkar ve büyüdüğü krallıktan kaçarak, bilmeden asıl krallığına yani doğduğu krallığa döner. Orada kralın yani babasının ölmesiyle dul kalan kendi öz annesiyle evlenir; korktuğu kehanetten kaçmaya çalışırken, koşa koşa ona yakalanır. Demek istediğim, her ne kadar amaç insanları tehlikelere karşı uyarmak olsa da, bazen yöntemlerin yanlışlığı o korkulan şeye daha da imkan ve vücut kazandırabilir. Henüz ortada yoksa veya hiç yaşanmayacaksa bile, korkulan şeyin gerçekmiş gibi insanların üzerine yapışmasına, zamanla anlatıya hakim olmasına yol açabilir. Sonuç olarak, kritik bilimsel konular, kritik özen ve ciddiyet gerektirir.


Notlar:


(1) Yabancılaşma (Alienation): Karl Marx’ın yaptığı tanımlamalardan biri, insanın doğadan kopuşudur. İkinci ve daha kritik olanı ise, kapitalist pazarların adaletsizliği sebebiyle emek sahiplerinin ürettikleri ürünleri kendilerinin asla kullanamama durumudur. Bu kavramı ilk kullanan Hegel olmakla birlikte, Ludwig Feuerbach ve Herbert Marcuse gibi filozoflar da kendi farklı yorumlarıyla ele almışlardır. Ancak dikkat edilmesi gereken, her biri için bu kavramın çok belirgin ve özgün tanımlamaları olup, gündelik hayattaki gelişigüzel kullanımlarla karıştırılamayacak oluşlarıdır.


(2) https://www.scientifique-en-chef.gouv.qc.ca/en/impacts-of-research-cat/la-science-de-la-radicalisation-et-de-la-deradicalisation/


Yazar: Aslı R. Topuz