• Aslı R. Topuz

Dünyanın En Güzel Cemaati Yarışması


Böyle bir yarışma yok. Peki neden var gibi davranıyoruz bazen?


Değer Felsefesi çok ilginçtir. Tamamen insanın takdirine göre şekillenen bir alan. Neyi neden ve hangi süreçlerle değerli saydığımızı inceler. İnsanın değerli ve değersiz saydığı şeyler zaman içinde yer değiştirir durur. Ve çoğu zaman bu değişimleri akılla, mantıkla, zorunlulukla açıklamak zordur. Hollanda’da, 1634 yılında keskin bir tırmanışa geçip sadece üç yıl sonra, 1637’de birden çöken lale borsası ve onun arkasındaki “Lale Çılgınlığı” (Tulip Mania / Tulip Fever) buna en güzel örnektir.


İnsanlar bazen bir anda, bazen de ağır ağır bazı öğrenilmiş imrenmelerin peşine takılıp sürüklenir. Sonra yine ya birden bire veya ağır ağır o şeylerden vazgeçer. Bazı sufilerin “Ballar balını buldum” deyip mallarını, dükkanlarını halka yağmalatması gibi. Şems’in Rumi’ye çok sevdiği kitaplarını suya attırması ve ondan elinde şarap testisiyle şehri baştan başa katederek kendini halkın gözünden düşürmesini istemesi gibi. Peygamber’in (sav) Hz. Ali’yi her yeni doğan çocuğuna “Harp” ismini koymaktan vazgeçirmesi gibi. Hz. Ali’nin savaş meydanında bir düşmanını öldürmek üzereyken, düşmanı kendisine tükürüp öfkelendirdiği için onu öldürmekten vazgeçişi gibi. Tüm bunlar insanların hisleri, coşkuları ve bazen de imrenme ve taklitle benimsediği değerlere, yani onların keyfiliğine meydan okuyup özgürleşmesinin örnekleridir. Ama hiçbiri, Peygamber’in (sav) bir savaş sonrası “Küçük cihattan büyük cihata dönüyoruz” demesi kadar sarsıcı değildir. Bu öyle olağanüstü bir cümle ki, yaşam boyu değer felsefesi çalışan bir insan böyle bir cümle kuramaz. İnsanların belli anların etkisine, o anlara bağlı duygu süreçlerine kapılıp, sonra o duygu süreçlerini belli değerlere ve nihayet karaktere/ahlaka dönüştüreceklerini bilip, tam da onların kafalarında farkında olmadan kapılacakları kıyasları yüzeye çıkarıp, daha gerçekleşmeden onları yanlış “değer” inşalarından koruması muhteşemdir. Değer Felsefesi işte bunlar gibi insanın yine kendi seçecek olduğu değerler ekseninde bazen köleleşip bazen de özgürleşebildiği farklı süreçleri inceler. Adeta dışardaki değiştiremediğimiz ontolojiye karşı kafamızın içinde başka bir ontoloji kurmak; kurallarını, anlamlarını, varlıklarını kendimizin belirlediği bir evren inşa etmek gibi.


Peki Cemaat’in değer felsefesi ne alemde? Değerli ve değersiz saydığı şeylerde bir değişiklik var mı? Varsa, bu değişiklikler dürtüsel mi, mevcut psikolojik süreçlerden mi kaynaklanıyor veya dışardan dayatıldığı için mi taklit edilmeye başlanıyor? Yoksa gerçekten bağımsız ve çok canlı bir farkındalıkla dış dünyayı tekrar tekrar tartıp herşeyi olması gerektiği yerine mi koyuyor? Belki de her ikisi. Ve yanlış değer atfetmelerimizi doğrularından ayıracak tek şey zaman.


Süreçle birlikte Cemaat’in hayatına birçok yeni kavram ve soru giriyor. Entegrasyon gibi. Hareket miyiz, Cemaat miyiz gibi. İçimizden entelektüel çıktı mı, çıkmadı mı, bu dış dünyada ne kadar önemli ve entelektüel kime denir gibi. Dil ve Kültür Festivali gibi faaliyetler sürmeli mi, sürmemeli mi gibi. Risale-i Nur gibi dini kaynaklar okunmaya devam etmeli mi, etmemeli mi gibi. Tüm bunlar aslında değer felsefesinin göbeğine düşmüşlüğün göstergeleri. Ve bu yeni “değer” arayışları matematikteki gibi birden fazla iyi ve kötü biçimde bitebilir:

-Yöntem doğru, sonuç yanlış

-Yöntem yanlış, sonuç doğru

-Hem yöntem hem sonuç yanlış

-Hem yöntem hem sonuç doğru.


Bunların hepsi yaşanıyor, yaşanacak. Doğru kavram ve sorulardan bazen sanki bir “Dünyanın En Güzel Cemaati Yarışması” varmış ve ona katılıyormuşuz gibi tamamen görünürlüğe, dışardan onaylanma ve alkışlanma parametrelerine dönük ama işlevselliği, faydası kesin olmayan değerler ve varlık etkinlikleri ortaya konacak. Bazen de görülsün, görülmesin, alkışlansın veya alkışlanmasın, gerçekten fiziken ve ruhen sağlıklı, daha nice on yılları dağılmadan ve yozlaşmadan devirmeyi mümkün kılacak basit, az süslü ama yaşamsal değer ve pratikler ihya edilecek, tamir edilecek, yenileri keşfedilip bünyeleştirilecek. Bazımız Lale Humma’larına kapılacak, bazımız Ballar Balı’nı arayacak...


Bizim yaşadığımız ve yaşayacağımız bu sınanmayı çoktan yaşamış ve ne yazıkki kaybetmiş başka bir topluluğun serüveni, bize neyin gerçekten önemli ve değerli olması gerektiğini tekrar gösterebilir. Aşağıdaki makale, ABD’de en kudretli ve en görünür dönemlerine erişen ama aynı zamanda inançlarından en uzaklaşmış halde bulunup, ruhen eksilen Evanjelistlerin kötü biten değer takaslarını anlatıyor. Bir bakıma küçük cihattan büyüğüne dönemeyişlerini. Makalede “bireysellik, entelektüellik” gibi kavramların bizim içinde bulunduğumuz tartışmalardan ne kadar farklı ele alındığına da dikkat edilebilir. Düşündürmesi, herşeyi doğru yerine koymamızı hatırlatması dileğiyle:


https://www.newyorker.com/news/daily-comment/the-wasting-of-the-evangelical-mind



Yazının tercümesi için:

https://www.telos-kop.net/post/evanjelik-akl%C4%B1n-ziyan-olu%C5%9Fu



Not: Makaleden kendi çıkardığım dersleri ayrı bir yazıda ele almaya çalışacağım.


Yazar: Aslı R. Topuz

04 Temmuz 2022